OFPOF

Cemal Süreya'nın ''Zelda''sı Nilgün Marmara'nın 12 Unutulmaz Şiiri

-
927
Etkileşim
Ofpofer
Ofpofer
Ofpofer
Whatsapp'ta Paylaş Yukarı Çık
Whatsapp'ta Paylaş Yukarı Çık
Cemal Süreya'nın ''Zelda''sı Nilgün Marmara'nın 12 Unutulmaz Şiiri
797 izlenme
Ofpofer
-

Edebiyat dünyasında hafızalara kazınmış bir kadın şair, Zelda Nilgün Marmara ve dünyaya bıraktığı eserleri..

1958 yılında İstanbul'da doğdu. Ortaokul ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi'nde bitirip, yüksek öğreniminiBoğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı. Şiirlerinde çoğunlukla, 1. tekil kişinin düşle gerçek arasında gidip gelen, kırılgan izleklerini kullandı. Çeşitli dergilerde şiirleri yayımlandı. 13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken intihar etti. Cemal Süreya’nın Nilgün Marmara’nın ardından; “Bu dünyayı başka bir dünyanın bekleme odası gibi görüyordu” cümlesi Nilgün Marmara’nın yaşamdaki varlığına tanık olurcasına fısıldıyor bize.

1. Kuğuların Ölüm Öncesi Ezgileri

Kuğuların Ölüm Öncesi Ezgileri

Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim, 
Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı 
bekçi gizleri. 

Ne zamandır ertelediğim her acı, 
Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi, 
-bu şiir - 
Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim, 
Dost kalmak zorunda bana ve 
sizlere! 

Çünkü saldırgan olandan kopmuştur o, 
uykusunu bölen derin arzudan. 
Büyüsünü bir içtenlikten alırsa 
Kendi saf şiddetini yaşar artık, 
-bu şiir - 
Kuramadığım güzelliklerin sessiz görünümü, 
ulaşılamayanın boyun eğen yansısı, 
Sevda ile seslenir sizlere! 

Nilgün Marmara

2. Yalnızlık

Yalnızlık

cok yalnizim, mutsuzum 
gorundugum gibi degilim aslinda 
karanliklarda kaybolmusum 
bir isik ariyorum, bir umut ariyorum uzun zamandir 
aradikca batiyorum karanlik kuyulara 
kimse duymuyor cigliklarimi 
duyan aldiris etmiyor cekip kurtarmak istemiyor 
bense insanlarin bu ilgisizligi karsisinda ilgiye susamisim 
umidimi yitirmisim 
biliyorum bir gun dayanamayacak kucuk kalbim 
arkami donup inandigim ve guvendigim herseye 
veda edecegim
 

Nilgün Marmara

3. Düşünebiliyorum

Düşünebiliyorum

Kimdi o kedi, zamanın 
eşyayı örseleyen korkusunda 
eğerek kuşları yemlerine, 
bana ve suçlarıma dolanan? 

Gök kaçınca üzerimizden ve 
yıldız dengi çözüldüğünde 
neydi yaklaşan 
yanan yatağından aslanlar geçirmiş 
ve gömütünün kapağı hep açık olana? 

Yedi tül ardında yazgı uşağı, 
görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o 
ve bağlanmıştır körler 
örümcek salyası kablolarla birbirine 
sevişirken, 
iskeletin sevincini aklın yangınına 
döndüren, fil kuyruğu gerdanlıklarla. 

Yine de, zaman kedisi 
pençesi ensemde, üzünç kemiğimden 
çekerken beni kendi göğüne, 
bir kahkaha bölüyor dokusunu 

düşler marketinin, 

uyanıyorum küstah sözcüklerle: 
Ey, iki adımlık yerküre 
senin bütün arka bahçelerini 
gördüm ben!
 

Nilgün Marmara

4. Manolya

Manolya

O zaman da aynı karanlık, aynı yarasaydı, 
Manolya delirmezden önce. 
Büyükannemizin kocaman bakla bir evi, 
Uzun pencereleri vardı, sedirinde 
Ölü doğmuş fareler pembeliği. 
Okurduk leziz balgamlı gazetelerini büyükbabamızın, 
Okşarken ve korkarken erkek anamızdan, 
Babamız bir gılman, pir şefkat, 
Acımızın cümbüşünde sarsak bir kukla, 
O yokuşta onursuz müezzin kuşları, 
Sabaha karşılar, akşama karşılar hep, 
Dizleri topunun diplerimiz olmuştu, 
Uzun uzadıya bir fener alayı... 

Karanlık aynı, yarasa aynı, 
Bu eller bu yüzden yıkandıktan, 
Manolya delirdikten sonra.
 

Nilgün Marmara

5. Ancak Yazgıdır Bu

Ancak Yazgıdır Bu

Sen ne getirdin bana çocukluğundan? 
şen kahkahalar ulumalar dona kalmalar mı? 
Üzüncün senin hangi çağrışımlara uzandı 
benim eskil saatlerimde? 
geçmişsiz ve geleceksiz suç sevinçleri, 
deniz kıpırtılarınca yürek dalgalanmaları? 
titreyerek uçurulan köpükten balonlar, 
anlık aşkın tasarımlar mı? 

nasıl bir ak konutun isteklendiricisi oldun 
anılarıma düz baktıran 
ah, ben pembe fistanımla kuşanırdım 
dantelalı tafta yumuşaklıkla 
savaşırdım kovmaya, çifte yetkeyi 
hiçlemeye annemi ve uykuyu 
öğle sonlarında ürkünç odaların! 

diledin mi yanında tümden varolmayı an için 
ve bir kaç sonrasında hiç yokmuşçasına 
beklememeyi bir şey çevremdekilerin uyumundan başkaca? 

yok böyle bir şey yok! 
sunduğun sağaltımı kaçkın bir geçmiş, 
sayrılık tutsağı bir gelecek duyumu bulanık, 
sisi varlığının üzünç kanıtı bir vaktin 
şimd'i_ 
beni bağışlayan sarsan 
aşan bizleri mor birliktelik..
 

Nilgün Marmara

6. Toz-Dem

Toz-Dem


Kısacıktı 
karşı yolculuklarımız kara 
ve deniz üzerinde- 

Şafağın bodrumuna inerken sen, 
Hançerin ivmesiyle yükselirdim 
dul pencerelere. 

Azıcıktı 
köpük boz 
denizde ve karada 
Koyu bir saatin içinden 
çıkılamadı 
bir an yine de! 

Belki gülden 
kalma bir iz yanağındaki, 
Eski sabahın sarı gülünden 
üzerine deli gözünü bıraktığın... 

Öldüğünde, 
çekmecemde duran bu göz, 
incelikle çıkarılacak, 
bir jiletin enginliğine, 
Çözülecek gizi 
O çarpık retinanın, ağ tabakanın...

Nilgün Marmara

7. Mezar

Mezar


tükenirdi monolog 
kaçarken içine düştüğüm kara toplum 
big bang sonrası büyük yalnızlık bilinmeyeni 
saçlarında titreyen iblisler karartırken güneşi 
üstüste gömülürken 
saydam yaşamlar 
bir yankı duyulurdu hiç'likten 
bütün yalnızlıklarınızın ilenci 
korusun çoğulluklarınızı 
cinnet koyun erdemin adını 
maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın 
hepiniz mezarısınız kendinizin...

Nilgün Marmara

8. Kan Atlası

Kan Atlası

-Emel'e- 
"Ben babamın yuvarladığı 
çığın altında kaldım." 

Çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk 
her gün her gece eğer adasında, 
Gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar 
sarmış bedenini çığlıklarken bunu 
su içinde... 

Karada, hançer suratlı abinin rüzgârında 
uçar adımları. 
Geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu 
İçinden karanlık, tekrar ve ilenç 
sızdıran hayret taşında. 
Soruyor hatırasında, "sırtımda ve 
sırtında gezinen bu ürperti kim, 
bir damla süt yerine bu ağu kim?" 
ay gözüyle bakmayan kavruk akıllara 
-boy atmış da salgıları, 
cücelmiş sezgileri- 
bir yanılgı rehavetinde debelenenlere... 

Ey, yüzleri 
bir babakuş gölgesine 
çakılmış olanlar, 
Üzgün adım, ileri marş! 

Nilgün Marmara

9. Beklemek

Beklemek


taşıl kaygısı kaotik özlem 
neydi beklediğimiz ve gelecek olan 
salt acı 
sonsuz yeşil sonsuz gelişkin bir orman 
içinde göllerini nehirlerini çağlayanlarını 
gök kuşaklarını yitirdiğimiz kara sözcük 
yokluğun dayattığı doğurgan sözcük: acı 
bir deniz kızının uçma tutkusu 
belleğin unutuş çılgınlıklarında 
bilinmeyen organizmalar dönüştürürken 
bedenlerimizi duygularımızı ben'imizi 
çürüyorduk... kaçış yoktu... çıkış da... 

yeşil maytap patlatan sahte mesihin sözleri 
yalandı acımasızdı efendilerin belirlediği 
ölçtüğü biçtiği yaşattığı kendimiz 
umarsız öte benler=nesneler 
ağlayın 
ağlayın ve kanayın 
yok olduğunuz irin zamanında

Nilgün Marmara

10. Gökkuşağından Darağacı

Gökkuşağından Darağacı

Şimdi'nin bedeni yok, 
Yontuyor geçmiş bilgisiyle 
gelecek belki olur diye taşı, 
taşını kokluyor 
yontu dağılıyor... 


Şimdi'si yitik 
bundan boyuyor 
boyuyor evine aldığı 
ağacın üzerine tüneyip 
duvarını, tavanını, geçmişi 
ve geleceği ve her yanını; 
dal kırılıyor... 


Şimdi'si yitik 
diziyor diziyor notalarını, 
göğe ışık üzerine boncuklarını, 
ucuza getiriyor varlığını 
sonsuzun sessizliğiyle 
sonlunun gürültüsü arasında, 
O bitirince kıyısında gezindiği 
yol çöküyor... 

Şimdi'si yitik 
bundan yazıyor 
yazıyor enine boyuna 
içini ve dışını ve yeri 
ve göğü ve suyu, 
bindiği kadırga 
o inince batıyor

Nilgün Marmara

11. Sonra Ölümün Çağrılısı Olarak Gelirsin Dünyaya

Sonra Ölümün Çağrılısı Olarak Gelirsin Dünyaya

O zaman hayat bir kuşüzümü kadar 
Ufaktı, 
Sen orada otururdun 
Görüntüler sokağında 
Çıksa da çıkmasa da. 
Kağıtlarının üzerinde aynalar otururdu, 
Sözlüğün bomboştu, beyaz küçük atlar 
Koştururdun sandık odanda. 

Çocukluğunun asma katında 
Ruhun ağrımazdı, yoktu ki ruhun, 
Ölüm tabandaydı 
Can yelekleri tavanda. 
Sonra hep dudak dudağa 
Büyük hayvanlarıyla yeniliğin ve açıklığın, 
Ama yoktur babil çocukluğunun asma katında. 

Ey iletki.. ey gönye! 
Niye yer vermediniz bize? 
Olmasın bu; büyülü fenerin 
Sonsuz döndürdüğü imge alaşımı!

Nilgün Marmara

12. Savrulan Beden

Savrulan Beden

Pek az zamanı kaldı bu zora koşulmuş bedenimin, 
Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi... 
Tüy, kan ve hiçbir salgıyı düşünmeden, 
Kesmeliyim soluğunu doğmuş olmanın! 

Nasıl da biçilmiş kaftan ölüm 
bu solgun yürek için. 
Sevinçlerle sevinçleri bağlamayan zaman bir., 
bir boz köprü ve onun dayanılmaz gölgesi. 

Yitiyor işte gözardı edilen bedenim, 
Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi... 
Dost, ana baba ve hiçbir umudu düşünmeden 
Doğramalıyım bu tiksinç vücudu beynimle! 

Bilirmiydim yaklaşan karanlığı daha önceleri, 
Son verilebilir yaşamın benimki olduğunu? 
Şendim, şendim ben, 
Kahkaham insanları ürkütürdü! 

Zamanı azaldı artık, zorlanmış bedenimin, 
Olduğum gibi ölmeliyim, olduğum gibi... 
aşk, bağ ve hiçbir utkuyu düşünmeden, 
Kalıvermeliyim öylece kaskatı!

Nilgün Marmara

Öyle güzelsin ki, kuş koysunlar yoluna..

Nilgün Marmara


ÜYE GİRİŞİ
Whatsapp'ta Paylaş Yukarı Çık
X
Galerinin bağlantısını kopyala
Bu galerinin bağlantısı aşağıdadır. Kopyalayarak arkadaşlarınızla kolayca paylaşabilirsiniz.
Reklam Engelleyici Kullanıyorsunuz!
Sitemizden yararlanabilmek için reklam engelleyicileri kapatmanız gerekmektedir.