OFPOF

Tarihteki Pek İç Açıcı Olmayan İlginç Psikolojik Deneyler

-
2.5b
Etkileşim
Ofpofer
Ofpofer
Ofpofer
Whatsapp'ta Paylaş Yukarı Çık
Whatsapp'ta Paylaş Yukarı Çık
Tarihteki Pek İç Açıcı Olmayan İlginç Psikolojik Deneyler
466 izlenme
Ofpofer
-

Tarihteki pek de iç açıcı olmayan ilginç psikolojik deneyler.

Tarihte etik olarak sizi hiç rahatsız etmeyecek, yararlı deneyler olduğu gibi biraz huzurunuzu kaçırabilecek, korkutucu sonu olan deneyler de var. Bu deneyleri sizler için derledik.

1. Stanford Hapishane Deneyi

Stanford Hapishane Deneyi

1971 yılında Philip Zimbardo isimli bir sosyal psikolog, insanların sosyal rollere nasıl tepki verdiğine dair bir deney düzenleme kararı aldı ve Stanford Üniversitesi'nin Psikoloji Departmanı'nın bodrum katına inşa edilen sahte bir hapishanede, gardiyanlar ve mahkumlar olarak davranmalarını sağlayacak şekilde, 2 hafta sürecek olan deneyi için 24 kişiden oluşan bir grup erkek, üniversite öğrencisini deneyinde kullandı. Fakat Zimbardo deneklerine hangi role sahip olacaklarını, onların haberi olmaksızın belirledi. Deneklere, önceden bunun 2 haftalık bir deney olacağı, bir hapishanenin simüle edileceği ve gün başına 2012 parasıyla 85 dolar alacakları bildirildi. Mahkumlara deney süresince gardiyanların emirlerini dinleme zorunluluğu yükledi. Gardiyanlara ise mahkumlara sözlerini geçirebilmek için olabildiğince sert davranmalarını; ancak şiddete kesinlikle başvurmamalarını tembihledi. Zimbardo, sonradan yayınlanan görüntülerde, deney öncesinde gardiyanları eğitirken şunları söylüyordu: "Mahkumlar üzerinde can sıkıntısı hissi yaratabilirsiniz, bir dereceye kadar korku yaratabilirsiniz ve onların hayatlarını tamamen rastgele güçler tarafından, sistem tarafından, sizler ve bizler tarafından kontrol edildiği hissine kapılmalarını sağlayabilirsiniz. Ve kesinlikle özel hayatları olmayacak. Onların bireyselliklerini çeşitli yollarla ellerinden alacağız. Genellikle bunun sonucunda, kendilerini güçsüz hissederler, bunu bekliyoruz. Yani bunun sonucunda, biz tüm güce sahip olacağız, onlarsa hiçbir güce..." Gardiyanlar, tıpkı gerçek gardiyanlar gibi giydirildi, ellerine tahta sopalar verildi ve tamamen gerçek bir hapishane ortamı yaratılmaya çalışıldı. Göz temasına engel olması amacıyla aynalı gözlükler verildi. Mahkumlaraysa, tıpkı gerçekte olduğu gibi, oldukça rahatsız edici bir mahkum kıyafeti giydirildi ve bileklerine birer zincir vuruldu. Gardiyanlara, mahkumları onlara atanmış ve mahkum kıyafetlerine işlenmiş numaralar ile çağırmaları tembihlendi. Böylece tamamen gerçek bir hapishane ortamı yaratıldı. Zimbardo, 14 Ağustos 1971 günü, "mahkum" konumunda olacakları kendi evleri önünde ansızın, beklenmedik bir zamanda tutuklayarak deneye dahil etti. Tutuklamaları Palo Alto polisi, Zimbardo ile anlaşmalı olarak yaptı ve mahkumları silahlı soygun suçuyla suçladı. Mahkumlar, tüm gerçek tutuklanma prosedürlerinden geçirildi, parmak izleri alındı ve profil fotoğrafları çekildi. Polis karakolundan sonra, sahte hapishaneye gerçek bir mahkum taşıma aracıyla transfer edildiler. Hapishanedeki her bir hücre, 3 mahkuma ev sahipliği yapmaktaydı. Hücreler oldukça dardı; mahkumlar için bir hapishane bahçesi yaratılmıştı ve gardiyanlar içinse geniş, rahat alanlar kurulmuştu. Gardiyanlar, üçlü gruplar halinde, 8 saatlik vardiyalarla çalıştılar. Gardiyanların görev sonrası hapishane alanında bulunmaları gerekmiyordu. Deney bu şekilde başladı ve göreceli olarak sorunsuz bir ilk günden sonra, daha ikinci günden ortalık karışmaya başladı. İkinci gün, 1. Hücre'de kalan mahkumlar kapılarını yataklarla bloke ederek, kıyafetlerini çıkardılar ve gardiyanları dinlemeyeceklerini söyleyerek emirleri reddettiler. Olaylar bu şekilde başladı ve sonuçlar oldukça rahatsız edici düzeydeydi.

2. Stanford Hapishane Deneyi-Devamı

Stanford Hapishane Deneyi-Devamı

Sıradan ve normal sayılacak üniversite öğrencileri sadece birkaç gün içerisinde vahşi düzeyde sadist gardiyanlar ve gitgide korkaklaşan mahkumlara dönüştüler. Her geçen gün, her biri, rollerine daha da bağlı hale geldiler. Günler geçtikçe, gardiyanlar giderek şiddetlenen psikolojik kontrol taktikleri geliştirmeye başladılar. Örneğin isyanlara katılmayanları aldıkları özel bir hücre yarattılar ve burada onları ödüllendirmeye başladılar. Benzer şekilde, mahkumların yatak çarşaflarını ve süngerlerini alarak onları metal yataklarda uyumaya zorladılar. Kısa süre içerisinde gardiyanlar, mahkumlara önce gizli, sonrasında ise açık şiddet uygulamaya başladı. Yemeklerini yemeyenler için gardiyanlar tarafından karanlık bir oda yaratıldı ve oraya hapsedilme cezası uygulanmaya başlandı. Sadece 36 saat içerisinde, 8612 numaralı "mahkum", Zimbardo'nun tanımıyla "çılgın" tavırlar sergilemeye başladı. Zimbardo, olayları şöyle anlatıyor: "8612 numaralı mahkum delice davranmaya başladı, bağırıyor, çığlık atıyor, küfrediyor ve kontrolsüz öfke nöbetleri geçiriyor. Onun gerçekten bu psikolojik durumda olduğunu kabullenmemiz epey bir zaman aldı ve sonunda onu salma kararı verdik." Deneyin başlamasından sonra sadece 6 gün geçmesine ve deneyin içeriği tamamen rol olmasına rağmen sosyal ilişkilerin gerçekliğinden ötürü mahkumlar ile gardiyanlar arasındaki ilişki o kadar sadist ve vahşi bir hale gelmişti ki, Zimbardo beklediği süreyi tamamlayamadan deneyini sona erdirmek zorunda kaldı. Deneyin ilk günlerinden itibaren gardiyan konumundaki öğrenciler, sözlerini mahkumlara dinletebilmek için giderek şiddetli hale gelen yöntemler uygulamışlardır. Mahkumlar da, ilk günlerde gardiyan konumundakilerin gerçek hayatta "kendileri ile aynı düzeyde" olduğunu bildiklerinden inatçı ve "zoraki" bir şekilde rollerini üstlenen bir tablo çizmişler, ancak her geçen gün bu inatlaşmaya bağlı olarak artan gardiyan şiddeti, onları giderek uysal ve korkak bir hale getirmiştir. Zimbardo, deneyden kendisinin bile etkilendiğini belirtmiştir, çünkü kendisi de deneyde "hapishane müdürü" rolüne sahipti ve tamamen rol yapması gereken gardiyanların, tamamen rol yapması gereken mahkumlara uyguladıkları şiddeti sürdürmesine izin verecek kararlar almıştır. Bu deney, toplumun onlara biçtikleri rolleri farkında olmadan nasıl sahiplendiğini ve o rolün etkisinden çıkamadan, kontrolsüz bir şekilde yerine getirdiğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Deneyle ilgili birçok tartışma ve karşıt bilimsel makale yayınlanmıştır. Ancak yine de, Stanford Hapishane Deneyi, psikolojik deneylerin en meşhurlarından biri olmuş, bu ünü beyaz perdeye de farklı ülkelerin sinemaları aracılığıyla taşınmıştır. Kaynak: http://www.evrimagaci.org/fotograf/73/3209

3. Milgram Deneyi

Milgram Deneyi

Yale'deki çalışma için denekler gazete ilanları ve posta yoluyla bulundu. Deneyler üniversitenin eski yerleşkesinde, Linsly-Chittenden binasının bodrumundaki iki odada gerçekleştirildi. Deneyin tanıtımında deneyin bir saat sürdüğü ve katılanlara deneyi tamamlamasalar bile 4,50$ ödeneceği bildirildi. Katılımcılar 20 ve 50 yaşları arasında, ilkokul terklerden doktora mezunlarına kadar her türlü öğretim geçmişine sahip erkeklerden oluşuyordu. Deney gözlemcisi rolünü bir teknisyen önlüğü giyen sert, hissiz görünümlü bir biyoloji öğretmeni oynuyordu. Kurban rolünü de bu rol için eğitilmiş, İrlandalı-Amerikan bir muhasebeci üstlenmişti. Kurban ile deney gözlemcisi aslında işbirlikçi olmalarına karşın bu gerçek katılımcıdan gizleniyor ve kurban, katılımcıya kendisi gibi gönüllü olarak katılmış başka bir denek olarak tanıtılıyordu, dolayısıyla katılımcının gözünde deney, deney gözlemcisi ve iki denekten oluşuyordu. Deney gözlemcisi, iki deneğe "öğrenmede cezanın etkisi" hakkında bir deneye katıldıklarını, birisinin "öğretmen" diğerinin de "öğrenci" rolünü üstlenecekleri bilgisini veriyordu. Sonra, iki deneğe birer yaprak kâğıt veriliyordu. Katılımcının, bu kâğıtlardan birinde "öğretmen" ve diğerinde de "öğrenci" yazdığına ve kâğıtların rastgele verildiğine inanması sağlanıyordu. Gerçekte ise her iki kâğıtta da "öğretmen" yazıyordu ve işbirlikçi denek kendi kağıdında "öğrenci" yazıyormuş gibi rol yapıyordu; böylece katılımcının hep "öğretmen" olması sağlanıyordu. Bu noktada "öğretmen" ve "öğrenci" birbirini duyabilecek ancak göremeyecek şekilde ayrı odalara alınıyordu. Deneyin sürümlerinden biri, işbirlikçi deneğin gerçek deneğe bir kalp rahatsızlığı olduğunu söylemesi gibi ek bir özellik taşıyordu.

4. Milgram Deneyi-Devamı

Milgram Deneyi-Devamı

Deneyden önce "öğretmen"e 45 voltluk bir elektrik şoku uygulanarak "öğrenci"ye uygulayacağını sandığı şokun neye benzediği hakkında bir fikir verilmiş oluyordu. "Öğretmen"e daha sonra "öğrenci"ye öğretmesi amacıyla sözcük çiftlerinden oluşan bir liste veriliyor, öğretmen de bu listeyi önce öğrenciye bir kere okuyarak işe başlıyordu. Ardından öğretmen listeyi oluşturan sözcük çiftlerinin ilk sözcüklerini teker teker okuyor, okuduğu her sözcük için öğrenciye dört adet seçenek sunuyor, öğrenci de bu seçenekler arasından doğru olduğunu düşündüğü cevabı bildirmek için bir cevap düğmesine basıyordu. Verdiği cevap yanlış ise, her yanlış cevap sonucu giderek artan elektrik şoklarına maruz kalıyordu. Cevap doğru ise öğretmen sonraki sözcük çiftine geçiyordu. Denekler, öğrencinin verdiği her yanlış yanıta karşılık onun gerçek şoklara maruz kaldığını sanıyorlardı. Gerçekte ise şok uygulanmıyordu. İşbirlikçi denek gerçek denekten ayrıldığı zaman, geçtiği odada elektroşok makinesine bütünleştirilmiş bir ses kayıt cihazını çalıştırıyordu, bu cihaz da her şok seviyesine karşılık önceden kaydedilmiş bir çığlık sesini çalıyordu. Voltajın birkaç defa artırılmasından sonra aktör, kendisini yan odadaki denekten ayıran duvarı yumruklamaya başlıyordu. Birkaç defa yumrukladıktan ve kalp rahatsızlığını hatırlattıktan sonra ise artık sorulara cevap vermemeye ve şikayette bulunmamaya başlıyordu. Bu noktada pek çok denek, öğrencinin ne halde olduğunu öğrenmek için deneyi durdurmak istediklerini ifade ediyordu. Kimi denekler 135 voltta durup deneyin amacını sorgulamaya başlıyordu. Bunların çoğu sonuçlardan sorumlu tutulmayacaklarına dair güvence aldıktan sonra devam ediyordu. Birkaç denek, öğrenciden gelen acı dolu çığlıkları duyduklarında sinirli biçimde gülmeye başlıyor veya aşırı stres içinde olduklarını gösteren başka davranışlarda bulunuyordu. Denek herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine aşağıdaki sırayı takip eden sözlü uyarılarda bulunuluyordu: 1. Lütfen devam edin. 2. Deney için devam etmeniz gerekiyor. 3. Devam etmeniz kesinlikle çok önemli. 4. Başka seçeneğiniz yok, devam etmek "zorundasınız". Denek bu dört uyarıdan sonra bile hala durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyordu. Tersi durumda ise deney ancak denek en yüksek şok olan 450 voltu 3 kere art arda uyguladıktan sonra durduruluyordu.

5. Canavar Çalışma Deneyi

Canavar Çalışma Deneyi

Canavar Çalışma, 1939 senesinde Iowa Üniversitesi'nden Dr. Wendell Johnson ve Dr. Mary Tudor tarafından 22 öksüz çocuk üzerinde yapılan, dillere tutukluk getiren bir araştırmadır. Araştırmacılar, çocukları kontrol ve deney grubu olarak ayırdıktan sonra, yarısına olumlu konuşma terapisi uyguladılar ve konuşmalarının ne kadar akıcı, ne kadar güzel olduğunu övüp durdular. Diğer yarıya ise olumsuz konuşma terapisi uyguladılar ve en ufak bir konuşma hatalarında, dil sürçmelerinde onlara kızdılar, kekeme olduklarını söylediler, azarladılar. İkinci grupta olup, olumsuz konuşma terapisine maruz kalan normal çocukların neredeyse tamamında psikolojik konuşma bozuklukları gözlenmeye başladı ve bazıları bu sorunu ömürleri boyunca yaşadılar. İşte bu yüzden deneye Canavar Çalışma denmektedir. Çalışma, Iowa'daki bir yetimhaneden seçilen ve denek olarak kullanılacakleri belirtilmeyen, onlara konuşma terapisi uygulanacağı söylenen 21 çocuğun seçilmesiyle başladı ve sayısız test ile çocukların IQ'larının, konuşma becerilerinin, sosyal becerilerinin, sağ-sol el kullanım tercihlerinin belirlenmesi ile sürdü. Bu çocuklardan 10 tanesinde, daha önceden öğretmenleri tarafından belirlenmiş "kekemelik belirtisi" ve "konuşma sorunları" bulunmaktaydı; diğer bir 12 kişilik çocuk grubuysa yetimhanede rastgele seçildi. Bu deneklerin her birinin konuşma becerileri 1-5 puan arası bir skalayla belirlendi. Bu 10 "konuşma bozukluğu" bulunan çocuktan 5 tanesi Grup IA olarak belirlendi ve deney grupları arasına katılarak, onlara sürekli olarak konuşmalarının fena olmadığı, gayet iyi olduğu yönünde telkinlerde bulunulacağına karar verildi. Diğer 5 çocuk ise Grup IB olarak belirlendi ve onlara da konuşmalarının insanların söylediği kadar kötü olduğunun telkin edileceğine karar verildi. Kalan 12 "normal konuşan" çocuktan 6 tanesi Grup IIA olarak belirlendi. Yaşları 5 ila 15 arasında değişen bu çocuklara, konuşmalarının aslında hiç de iyi olmadığı söylenmesine karar verildi. Geriye kalan 6 çocuk ise Grup IIB olarak belirlendi ve tıpkı Grup IA'daki gibi konuşmalarının gayet iyi olduğu söylenecekti.

6. Canavar Çalışma Deneyi-Devamı

Canavar Çalışma Deneyi-Devamı

Sonrasında ise, yukarıda anlattığımız şekilde iki gruba ayrılan çocuklara, zıt yönde konuşma terapileri uygulandı. Ocak 1939'dan Mayıs 1939'a kadar süren deneyde, olumlu terapi uygulanan çocuklara (Grup IA ve IIB), okudukları bir metinde hata yapmadıkları müddetçe şu tip sözler sarf etti: "Büyüdükçe konuşma bozukluklarını aşacaksın ve şu anda konuştuğundan çok daha başarılı bir şekilde konuşabileceksin. Diğerlerinin senin nasıl konuştuğunla ilgili söylediklerine sakın kulak asma. Onlar kuşkusuz ki senin konuşma becerilerinin farkında değiller ve bunun bir geçiş fazı olduğunu anlamamışlar." Aralarında aslında tamamen normal konuşma becerisine sahip olan çocuklar da bulunan; ancak olumsuz terapi uygulanan çocuklara ise (Grup IB ve IIA), şu tip sözler sarf edildi: "Ekibimiz, konuşmanda çok ciddi sorunlar olduğunu tespit etti. Kekeme olan çocukların neredeyse tamamında görülen belirtilerin hepsi sende de var. Bunu derhal durdurmalısın. Gücünü kullan. Kekemeliğine engel olacak herhangi bir şey yap. Eğer düzgün yapamıyorsan da konuşma. [Gerçekten kekeme olan bir çocuğun adını söyleyerek] bu çocuğun nasıl kekelediğini görüyorsun, değil mi? İşte onun kekemeliği de sendeki belirtilerle aynı şekilde başlamıştı!" Bu terapi, çocukların o kadar hızlı tepki göstermesine neden oldu ki, araştırmacılar bile şaşırdı. Tüm gruplarda, terapinin beklentilerine paralel sonuçlar elde edilmişti. Ancak araştırmacıları en çok, esasında tamamen normal konuşan; ancak kekeme olmakla itham edilen Grup IIA'daki çocuklar etkilemişti. Dr. Tudor, sadece 2. seanstan sonra, Grup IIA'da bulunan 5 yaşındaki Norma Jean Pugh hakkında şöyle yazıyordu: "Daha 1 ay önce tamamen özgür bir şekilde konuşan bu çocuğu şu anda konuşturmak çok zor." Benzer şekilde, aynı grupta bulunan 9 yaşındaki Betty Romp içinse, final değerlendirmesinde şöyle yazmıştı: "Basitçe, artık konuşmayı reddediyor." Diğer çocuklar da, tamamen benzer tepkiler geliştirmişti. Deney, insanların etraflarındakilerin iddialarından, özellikle de çocuk yaştayken ne kadar fazla etkilenebileceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Ancak deneyin uygulanma biçimi, etik gruplarını ayağa kaldırdır. Mary Tudor, hiçbir zaman yargılanmadı; hatta 3 defa aynı yetimhaneye giderek, çocukların aslında hiç de kekeme olmadığını söyledi ve takip desteği verme talebinde bulundu. Ancak tabii ki, bunların hiçbiri işe yaramadı ve çocukların psikolojisi hiçbir zaman normale dönemedi. Grup IIA'dakilerin tamamının okul başarısı düştü. Iowa Üniversitesi, yapılan deneye tepki göstererek "utanç verici" ve "hiçbir şekilde, hiçbir çağda savunulamaz" olarak değerlendirse de, Mary Tudor, yaptığı araştırmanın konuşma patolojisine ve kekemelik araştırmalarına büyük katkı sağladığını iddia etmektedir. Kaynak: http://www.evrimagaci.org/fotograf/73/3213

7. Eşcinsellikten Soğutma Deneyi

Eşcinsellikten Soğutma Deneyi

Deneyler esnasında eşcinsel bireylere, eşcinsel birleşme görüntüleri izletilirken aynı anda elektroşok uygulanıyor ve bu şekilde bireyin eşcinselliği acı ile özdeşleştirmesi sağlanmaya çalışılıyordu. Aynı zamanda bireye mide bulandırıcı maddeler de enjekte edilerek eşcinsellikten tiksinmesi hedefleniyordu. Bu deneyin dayandığı bilimsel mantık Pavlov’un ünlü klasik şartlanma deneyine ve bu deney sonucunda bilim dünyasına sunduğu şartlanma tezine dayanıyor. Pavlov’un deneyinde köpeklere zil sesinden sonra et vermesi köpeklerin zil sesini et ile özdeşleştirmesine neden olmuştur. Pavlov bu ve bunun gibi bir Dizi deney sonucunda köpeklerde klasik şartlanmanın nasıl oluştuğunu ortaya koymuştur. Eşcinsellikten soğutma terapisi vahşeti de aynı temele dayanmakta; eşcinsel bireylere eşcinsellik görüntüleri eşliğinde elektroşok uygulanarak, mide bulandırıcı maddeler enjekte edilerek bireylerde klasik şartlanma oluşması sağlanmaya çalışılmıştır. 1960’lı yıllarda terapi adı altında uygulanan bu akıl almaz işkenceler sonucu birçok eşcinsel akıl sağlığını yitirmiş, hatta ölenler bile olmuştur ne yazık ki.

ALAKALI VİDEO
Evsizlerin Önünde Cüzdan Düşürmek | Sosyal Deney
ÜYE GİRİŞİ
Whatsapp'ta Paylaş Yukarı Çık
X
Galerinin bağlantısını kopyala
Bu galerinin bağlantısı aşağıdadır. Kopyalayarak arkadaşlarınızla kolayca paylaşabilirsiniz.